SP “DAĞ FARE DOĞURDU”

   “DAĞ FARE DOĞURDU”   SAADET PARTİSİ İL BAŞKANLIĞI TARAFINDAN YAYIMLANAN BASIN DUYURUSUNDA DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ  İÇİN “DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR” DENDİ.   İŞTE SP BASIN DUYURUSU ;      Çok değerli halkımız, Saadet Partimiz; bütün insanlığın saadeti için çalışmayı kendine inanç edinmiş ve vazifesini yerine getirmezse ağır bir sorumluluk altında kaldığına inanan, şuurlu ve fedakar bir […]

 

 “DAĞ FARE DOĞURDU”

 

SAADET PARTİSİ İL BAŞKANLIĞI TARAFINDAN YAYIMLANAN BASIN DUYURUSUNDA DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ  İÇİN “DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR” DENDİ.

 

muhsin

İŞTE SP BASIN DUYURUSU ;

 

   Çok değerli halkımız,

Saadet Partimiz; bütün insanlığın saadeti için çalışmayı kendine inanç edinmiş ve vazifesini yerine getirmezse ağır bir sorumluluk altında kaldığına inanan, şuurlu ve fedakar bir teşkilattır.

Bu vesile ile gayretli ve şuurlu bu sadıklar topluluğu kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Her seçimde olduğu gibi bu seçime de en hazırlıklı şekilde girmek üzere, Saadet Partisi olarak ilçelerimizi ziyaret ederek, teşkilat ve seçim çalışmaları yerinde görülecek ve inşallah partimizin seçimlerin favorisi olmasını temin edecek çalışmalar yapılacaktır.

 

   Kıymetli basın mensupları,

Hafta başında sayın Başbakan tarafından “Demokratikleşme Paketi” adı altında bazı kanun ve yönetmelik değişimlerini içeren bir paket açıklandı. Anadilde eğitimin önünü açacak adımlardan, bazı yerlere eski isimlerinin iadesine kadar geniş bir çerçevede takdim edilen paketin öne çıkan bazı husularını müsaadelerinizle burada değerlendirmek istiyorum.

Öncelikle ifade edelim ki; Saadet Partisi olarak, temel hak ve hürriyetlerin genişlemesini ve ülkemizin normalleşmesini temin edecek her adımı ön koşulsuz ve sonuna kadar destekliyoruz.

Sayın Başbakan paketin takdiminde, -malesef- paket hazırlarken Avrupa Birliği kriterlerini de kendilerine referans aldıklarını belirtti. Oysa temel hak ve hürriyetler ve insanca yaşama konusunda en temel referans, bin yıl bu coğrafyaya ve dünyaya

adalet, barış ve huzur veren kendi medeniyet değerlerimiz olmalıdır. Keşke Avrupa’yı değil, kendi medeniyetimizi referans aldıklarını söyleselerdi. Bu cümle, paket hazırlanırken öncelenen hususun milletimizin ihtiyaçları ve beklentileri değil,

Avrupa’nın talepleri olduğu kanaatini bizde uyandırmaktadır. Ayrıca büyük bir şaşaa ile takdim edilen demokratikleşme paketi, milletin beklentilerini tam karşılamamaktadır.

Özetle, bizzat Başbakan’ın ifadesiyle, “Dağ fare doğurmuştur.” İyi incelendiğinde görülecektir ki bu pakette Türkiye’nin geleceğinden çok, Ak Parti’nin geleceğini ilgilendiren hususlar mevcuttur. Yani pakette demokrasi kaygısından çok oy kaygısı vardır. Paketteki maddeler tek tek ele alındığında bu gerçek daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

      Demokratikleşme denince ilk akla gelen demokratik seçim sistemidir ve bu pakette en büyük beklentilerden biri seçim barajları hususuydu. Diğer bir ifadeyle, dünyanın hiçbir yerinde başka örneği bulunmayan yüzde 10’luk baraj sisteminin

değiştirilmesiydi. Ancak beklenen olmadı. Hükümet, bu konuda bir çözüm değil, tartışmaya sebeb olacak teklifler ortaya attı. Teklifleri ise barajı düşürmek bir yana, daha da yükseltecek mahiyet içeriyor. Mevcut sisteme alternatif olarak önerilen,

“yüzde 5 barajlı ve daraltılmış bölge sistemi” ile dar bölge seçim sistemi, barajın yüzde 25’lere çıkarılması anlamına gelmektedir. 2011 milletvekili seçimleri örnek alınırsa, bu iki sistemden de en karlı çıkan partilerin AKP ile BDP olduğu görülecektir. Bu

sistemlerle sadece bu iki partinin milletvekili sayısı artacaktır. Belli ki, “hangi sistemi getirilirse AKP’nin milletvekili sayısı daha artar” diye bir hesap yapılmış ve ortaya bu öneriler çıkmış.

Bir takım ince ve sinsi hesap oyunlarını, demokrasi devrimi diye sunmak bu milletle, Milli iradeyle ve Demokrasi ile alay etmektir. Unutulmamalıdır ki, geçmişte milli iradenin önüne baraj çekenler, gün gelmiş koydukları barajın dibinde kendileri boğulmuşlardır.

Biz Saadet Partisi olarak;  Barajsız  Seçim Sistemini öneriyoruz. Buna ilaveten temsilde adaleti sağlamak için Türkiye Milletvekilliği sistemini teklif ediyoruz. 100 milletvekili, partilerin aldıkları genel oy oranları nispetinde partilere dağıtılmalıdır.

Bunun dışında diğer bütün sistemler Anayasa’nın “temsilde adalet” ilkesine aykırıdır. Ayrıca, “dar bölge sistemi”, günümüz Türkiye’si bakımından tehlikeli ayrışmalara da yol açabilecek bir sistem önerisidir.

      Bir diğer adaletsizlik, siyasi partilere yönelik hazine yardımlarında da çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Hazine yardımı sınırının % 7’den % 3’e düşürülmesi büyük bir lütuf olarak takdim edilmektedir. Seçimler bir demokrasi yarışıdır. Adil olan da bu yarışa seçime girmeye hak kazanan bütün partilerin aynı şart ve imkânlarla başlamasıdır. Oysa burada tam tersi

durum söz konusudur.

Mevcut yardım sistemine göre iktidar daha yarışa başlarken, 100 adım önde başlamaktadır.  Örneğin AKP, hazineden aldığı trilyonlarca liralık yardım ile seçim kampanyası yaparken, Saadet Partisi sadece eli öpülecek üyelerinin büyük fedakârlıklarla ödediği aidatlarla bu yarışta yer almaktadır. Bu ise, ağır bir ayrımcılık ve haksızlıktır.

Ayrıca bu durum, Anayasa’nın “devlet, siyasi partilere, yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar” hükmüne aykırıdır.

Saadet Partisi olarak biz, herhangi bir sınır konulmaksızın, bütün partilere seçimlerde aldıkları oy oranları nispetinde hazine yardımı yapılmasını teklif ediyoruz.

      Paketteki bir diğer önemli düzenleme kamuda başörtüsü serbestliğine ilişkin düzenlemedir. Yıllardır büyük bir zulme dönüşen bu uygulamanın düzenlenmesi ve kamu çalışanlarına serbestiyet getirilmesi önemli ve müspet bir adımdır. Ancak

yetersizdir ve kusurludur.

Başörtüsü; iş güvenliği, estetik kaygılar ya da kıyafet yönetmeliği çerçevesinde değerlendirilebilecek bir aksesuar değildir. İnancın bir gereğidir. Bu açıdan bakıldığında, “hekime serbest, ama hakime yasak” diye sınırlama getirmek inanç özgürlüğünün ruhuna aykırıdır. İnanç özgürlüğünün resmisi, gayri resmisi olmaz. Sınırlaması olmaz. Resmi kıyafet giyenlerin inanç özgürlüğü olmayacak mı? Bunların inanç hakkı yok mu?

Burada serbestiyet getiriyoruz derken, yeni bir yasak getiriliyor ve “resmi kıyafet” sınırlamasıyla yasak, farklı bir zeminde devam ettirilmiş oluyor. Bu sebeple düzenlemenin, bu vahim hataya düşülmeden yapılması gerekmektedir.

      Açıklanan demokratikleşme paketinde en dikkat çekici düzenlemelerden birisi de Siyasi Partilere Üye olmayı yeniden düzenleyen değişikliktir. Bu düzenleme ile hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, irtikap, sahtecilik gibi suçlar işleyenlerin, ihaleye fesat karıştıranların, terör suçlarına bulaşanların, vatana ihanet edenlerin, ülkeyi bölmeye, devleti yıkmaya çalışanların siyasi partilere üye olmalarının önü açılmaktadır. Saadet Partisi olarak merak ediyoruz. Bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyulmuştur? Bu düzenlemeden kimlerin istifadesi beklenmektedir?

Bu sorular, Saadet Partisi olarak bizleri ve elbette milletimizi endişeye sürüklemektedir. Hükümetin bu konuda hassas davranması ve endişeleri gidermesi gerekmektedir.

Gerçek amacını bilmediğimiz bir başka düzenleme ise nefret suçlarına yönelik çalışmadır. Öncelikle ifade edelim ki, bizim medeniyet değerlerimizde öteki yoktur ve nefret suçu diye bir durum söz konusu değildir. Bu, batının mikroplu değerlerinin

ortaya çıkardığı bir hastalıktır. Bu itibarla bizim için geçerli bir husus değildir. Ayrıca bir hakaret söz konusu ise gerekli tazminat cezaları mevcuttur. Bu cezalar yetersiz ise artırılabilir.

Endişemiz o dur ki; adı konmamış ve tarifi yapılmamış böyle bir düzenleme keyfi uygulamalara sebep olur ve hatalı laiklik uygulamaları gibi millet aleyhine kullanılır. Ayrıca ülkemiz, bölgemiz ve insanlık için baş belası olan ırkçı-emperyalistlerin

hilelerinin ve zulümlerinin anlatılmasına engel olarak da kullanılır.

Örneğin, bugün Batı’da “Siyonizm”i eleştirmek nefret suçu kapsamına girmektedir. Yarın, İsrail’in Ortadoğu’daki zulümlerini eleştirmenin, nefret suçu kapsamına alınmayacağını kim garanti edebilir?

Evet, 1966 yılından itibaren Batı’nın dayattığı, ancak ANASOL-M Hükümetinin Bakanlar Kurulunca imzalanan ve bu hükümetçe de kanunlaşan“İkiz Yasalar” (4867 ve 4868 sayılı Yasaları) bilinmeden “Demokratikleşme Paketi”nde ifade ettiğimiz endişelerimizi anlamak mümkün olmaz. Anılan yasalar ile Türkiye, bölünmeye kapı aralamıştır. İkiz Yasaların uygun bulduğu sözleşmeler okunursa bu acı gerçek net olarak anlaşılacaktır.

Türkiye, hem yerel hem de bölgesel anlamda tarihi bir süreçten geçmektedir. Bir ateş çemberinin ortasındadır. Batı Sevr’den, Türkiye’yi bölme planlarından hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Böyle bir süreçte, biz hükümetten, milletimizin birliğini

güçlendirici adımları bekliyoruz, ikiz yasalar ve nefret suçu gibi Türkiye’ye dayatılan hileli oyunlara alet olacak adımları değil.        Ayrıca demokratikleşme süreci, birlik ve beraberliğimizi bozacak değil temin edecek adımları içermelidir.

Özet olarak hükümet, milletimizin ihtiyacı ve beklentisi olan büyük bir “reform paketi” yerine seçime giderken gündem olacak mini bir “seçim maketi”” hazırlamıştır. Ayrıca bu tür demokratikleşme adımlarının sadece hükümet merkezli

hazırlanmasını doğru bulmadığımızı da ifade ediyoruz. Zira atılan adımlar sadece hükümeti değil bütün ülkeyi ilgilendiren hususlardır ve olası yanlışlıklar herkesi etkileyecektir.

Exit mobile version