Sunay AKIN deyince aklıma, Kızkulesi, Kızılderili, Oyuncak, Zürafa geliyor…

Son Güncelleme : 23 Mayıs 2019 - 17:04

Tiyatroları çok severim.

O kadar güzel de hayal edip canlandırım ki, Her bir karakteri , dış görüntüsü ile mekandaki tavırları ve olayların akışına göre güzel betimleme yapmayı çok seviyorum.

Hayal ediyorum çünkü her gün bir saat okuyorum.

Okumak  bence, sanatların içinde barındırdığı en güzel sanat. Okumak bütün sanatları içinde barındırdığı gibi, varoluşu ve tanımadığınız bambaşka hayatları da okuyarak yaşayabilirsiniz.

En çok hikayeleri severim, senaryoyu kafamda canlandırdığım için. Şuan gündelik hayat koşturmasında çok da zaman ayırmıyorum sanki okumaya, anımsıyorum da  lisede haftada üç, dört kitap bitirişimi.

Sanki o hayatlarda var olmanın hüznünü, sevincini, zaferini yaşayışımı bütün benliğimde hissetmek. İşte o zaman hem bir keyif alma hem de hayata olgunluk katma hissiyatını.

 Yaşamadan en iyi okuyarak da Tecrübe sahibi olabiliriz.

Atatürk’ün her iki kuruşun bir Kuruş’uyla kitap alıp okuyarak ülke zaferi kazanması tesadüf değil. Lise demiştim az önce, öyle sıradan bir lise hayatı değildi benimkisi, özel okul değildi, sıradan devlet okulu.

Binanın içinde heyecanlarıyla dolu idealist öğretmenleri olan bir okuldu.

Okula gelen yazar şairlerin haddi hesabını  bile bilmiyorum. İşte o zamanlar okulumuza Sunay AKIN ilk gelen yazar-şairdi. Karabük’e özel bir okula geleceğini duyduğum an çok heyecanlandım.

Çünkü o yazar-şair ’den fazla çok iyi bir hikaye anlatıcı.

Saatlerce dinlemeye doyamadığımız hikayelerini, bilgilerini kitabı okurcasına anlatır.

Sahne öncesi bir fırsatı olmalıydı görüşmenin dedim. Üç saat aradım bulamadım. Tam vazgeçmiştim dinlemeye gittim salonda yerimi aldım oturdum.

Son dakika kala acaba görebilir miyim diye Kulise gittiğim de buldum. O kadar da güzel karşıladı ki. Hoş geldiniz diyerek .

Sonra sohbet için sorular sormaya başladığında biraz da tedirginliğim gitti. Okuduğum liseden konuştuk. Ve de Karabük’e gelen yaşayan ve önemini anladığımız yazar-şairimize birkaç soru sordum.

İşte Sorularım işte o Muhteşem İnsanın yanıtları;

Aslı- Hikayelerinizde farklı illerden de olaylar insanlar okudum. Karabük yada Safranbolu ile ilgili yazdığınız, bildiğiniz hikaye var mıydı ben mi kaçırdım?

Sunay AKIN- Benim hikayelerimde yer olarak kent olarak hep İstanbul geçer. Bunun nedeni ben İstanbul’da yaşıyorum. Elbette ki Safranbolu veya Karabük için de pek çok öykü vardır. Bu öyküleri yazmak Burada yaşayan yazar arkadaşların görevidir.

Yani bunu onlardan bekleyin.

Çünkü ben yaşadığım yeri anlatıyorum. Yaşadığım yerin coğrafyasını, iklimi anlatıyorum. Altında ıslandığım yağmurları anlatıyorum. Eğer Safranbolu da yaşasam bir dönem, Safranbolu hayatıma girecektir. Tıpkı Bedri Rahmi Eyüpoğlu İskilip’e resim yapmak için gittiği dönemde Çatalkara denilen o bölgenin üzümünü şiirine içine aldığı gibi, bende bu bölgede yaşasam bu bölgenin iklimini, kültürünü elbette kitaplarımda yer veririm. Ben buralarda hiç yaşamadım. Yaşamadığım daha çok şehirler var. Bunlardan orada yaşar yazar arkadaşlardan sorumlu tutuyorum. Şunu da söyleyeceğim, Hüseyin Avni CİNOZOĞLU Gibi çok değerli bir şair vardır. Karabüklü dür, Safranbolulu dur. Burası ile ilgili çok güzel yazılar şiirler kaleme almıştır.

Aslı-Sunay AKIN deyince aklıma, Kızkulesi, Kızılderili, Oyuncak, Zürafa geliyor…

Sunay AKIN- Marc  CHAGALL deyince nasıl ki bazı metaforlar, imgeler geliyor ise, nebiliyim chagall’da gelin-damat var ise, Eyfel  kulesi var ise, horoz var ise ya da kemancı oğlan bir karakter var ise, tablolardaki kemancı Chagall’ın dayısıdır. Benim de böyle kendi dünyama ait metaforlarım vardır.Bunun sözünü ettiğiniz gibi, Kızkulesi, oyuncak, zürafa, bunlardan birkaçı sadece. Bunlar aslında benim imge dünyamı yansıtıyor. Benim hakkımda ipuçları veriyor. Nedir o? Kız kulesi bir tarihi eserdir. Oyuncak hayal dünyasının objesidir, Zürafa sürrealist bir canlıdır doğada, Salvador Dali’nin tablosun da çıkmış gibidir. Beni anlatıyor aslında. Benim ilgi duyduğum alanların kaldırma noktaları.

Aslı- Aslında Her anlatımda insanların çocukluk döneminin çok önemli olduğunu vurguluyorsunuz? Hikâyelerin temelinde çocukluğun ne kadar önemli olduğunu anlatıyorsunuz?  Hiç Pedagoji üzerine bir şeyler yazmayı düşündünüz mü Sunay bey?

Sunay AKIN- Pedagojinin aslında özü her şey. Tarih, coğrafya, pedagoji, felsefe, sosyoloji, psikoloji bunları edebiyatta arayalım. Çünkü edebi eserlerdir, sözünü ettiğimiz bilimlerin üst düzeyi yansımış hali. Ast olan edebi eserlerdir. Bir Yaşar KEMAL ya da  BİR Tolstoy’un romanlarındaki karakter analizlerini, psikolojide bulamazsın. Bunun gibi, pedagoji (çocuk psikolojisi) konusundaki bilgileri benim kitaplarımda arayın. Aslında benim yazdığım bütün edebi eserler, pedagojinin üstündeki bir dildir. Üstündeki dil nedir? Sanatın dilidir o. Bizzat kendi başına pedagoji kitabı yazmak, akademik çalışmak gerekir. Bu benim uzmanlık alanım değil. Ama ben çocuk dünyası, çocuk tarihi, oyuncak, hayal, oyun, oyuncak konusunda edebi eserler yazan bir yazarım. Ama bir edebiyatçı olarak tarih, coğrafya gibi, pedagojin alanıyla ilgileniyorum, onu bir edebi eserde kullanıyorum.

Aslı- Oyuncak Müzesi Kurdunuz? Mangala ve Minyatür Dünya Mirası Oluyor. Kendi oyuncaklarımızı da tescil ettirmeli miyiz sizce?

Sunay AKIN-Kendi oyuncaklarımızı tescil ettirmekten ziyade kendi oyuncak dünyamızı dünyamızı yeniden canlandırmak gerekiyor. Bir ülkede Oyuncak endüstrisi, oyuncak sanayisi çizgi roman üzerine gelişir. Biz daha bunu anlayamadık. Oyuncak kültürü çizgi roman kültürünün zenginleşmiş halidir. Ben bunun örneklerini anlatıyorum. Bakın bugün sinema sektörü bile çizgi romandan besleniyor. Biz oyuncakçıları-oyuncak imalatçıları bir araya getirirsek, bir oyuncak yada var olan oyunlarımızı geleneksel anlamıyla  yeniden gündeme getirirsek temcit pilavı  gibi, oyuncak konusunda hayal dünyası konusunda birşey yapmış olmalıyız. Bunlar tabi ki yapılmalı. Tabi ki var olan oyunlar koruma altına alınmalı. Ama asıl olan yeni Karakterler, oyunlar üretmektedir. Bunun için de çizgi roman kültürünün önemini anlamalıyız. Bu çok derin bir konudur. Ben bunu yıllardır anlatıyorum ama ne yazık ki; yönetici konumundaki insanlar henüz anlatmak istediğimi anlayamadılar. Üzülerek söylüyorum. Oyuncak sektörünün çizgi romanı beslemeden, çizgi roman kültürünü güçlendirmeden  oyun-oyuncak endüstrisi varolamaz ama henüz daha bunu anlayamadılar.

Aslı-En son Kız Kulesi ve Galata kulesine hala aşık mısınız?

Sunay AKIN-aaaa tabi, Bütün kulelere.

Böylesi güzel sohbetten sonra birde hatıra resmi aldık.

Tekrar görüşmek üzere diyerek  yanından ayrıldık ve TED kolejinin hazırladığı  Şahin Organizasyonun tamamladığı Sunay Akın & İlhan Şeşen konserini salonu hınca hınç dolduran sanatseverler ile birlikte izledik..

Herşey o kadar güzeldi ki..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Tufan 23 Mayıs 2019 / 17:38 Cevapla

Güzel bir röportaj olmuş, yüreğinize sağlık.

Aslı Eren