Nebil ÖZGENTÜRK İle ….

Son Güncelleme : 17 Eylül 2019 - 0:37

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.”


Dizelerindeki dante gibi fark ettim varoluş yokuluş sebeblerimi.Hiçlik mi varoluş mu derken.Olaylar,hikayeler,günler birbirini kovalarken….Kendimi burada yazım köşesinde buldum.


Buldum Bulmasa da. 2-3 derken bitti. Neden?
Karabük’te ilham kaynağı bulamadım galiba.


Resmen tükenmişlik sendromuna girdim.Gündem, siyaset yok; edebiyat yok.Şimdi ne yazıcam derken (işin özündeki sevgiden de alınca bırakamadım) ben Karabük’e gelen-giden sanat’a gönül verenlerle konuşayım diye düşündüm.


“Karabük’ün entelektüel tarihine tanıklıklar” gibi tarihte boş kalmasın imzamız.Yani bir nevi röportaj “köşe yazarlığı” bu iyi fikirdi.


Aynı Nebil ÖZGENTÜRK gibi. BİR YUDUM İNSAN denilince hafızalarda canlanan, karabük’te bir yudum kahve eşliğinde sohbet ettik. Ve hikayeler, belgeseller en önemlisi bana göre seslendirene,yönetmenine hepsi 1 kişide barındıran kişilikle konuşmak benim için ayrıcalıktı.


–İnsan psikolojisinde, edebiyatında ve sanatında çaresizlikten çıkış mı var hocam?

  • Bazen çaresizlik veya çıkışsızlık, hapishane bazen ölümün kıyısında dolaşmak, şiiri büyük can katar, bir roman yaratır. Yaşar KEMAL mesela; babasının öldürülmesine tanık olan bir küçük adamdır.9 yaşında çocuk yaşında babası öldürülüyor cami avlusunda.Bunu gören bir adam.Yaşıdığı coğrafyanın bütün her yerinde eşkiyalar var.Büyük kan davaları var.Van’dan sürgün gelmiştir. Atilla İlhan mesela; çocuk yaşta hapishane ye atılmış şiir okuduğu için.Daha da çok örnekleri var.Nazım Hikmeti 15 yıl hapise atmışlar.Yaşam boyunca 3/1hapiste 3/1 sürgünde geçiş.Bütün bu çaresizlikten büyük şiirler doğuyor.Ama bu demek değildir ki,mutlu insan şiir yazamaz,ama görüyoruz ki; biçare, baskı altına alınmış,hapise atılmış,çocukluğu travmalarla geçmiş bir insanın bir kısmında büyük sanatlar doğuyor.Ben bunu biyografik belgesellerde fark ettim.Ama Türkan ŞORAY gibi, onaltısında,sinemaya girip( dünya güzeli yüzü gözü var) böyle bir açıdan biri da var.Travma yaşamadan,kül kedisi gibi yaşayan ama arkada büyük travmaları olan bir kadın.Yani sanat çaresizlikten doğar diye bir tezi yok,çaresiz insanlar büyük şiirler yazdılar, biçare insanların büyük şiirleri var, büyük romanları, büyük sanatları,büyük filmleri var.Yılmaz GÜNEY onyedisin’de hapise atıldı.Otuzunda,otuzyedisinde yine hapise atıldı ve bir yılmaz GÜNEY efsanesi doğdu.Cannes film ödülünü, altın palmiye ödülünü aldı.Sanatı hapise atamasınız bana göre,yanardağ gibi sanat üretir içerde.
    –Ben sizi seslendirmede çok yetenekli buluyorum.Sizin yaptığınız işte bir çok dal var.Hikaye betimleme,seslendirme,kamera arkası, yönetmenlik,yazım, objektif.Siz hangisinde kendi özünü buluyorusnuz.?
    *Yönetim ve yazım.Ben yönetmen olarak daha çok kendimi yetiştirmek ve orada görmek istiyorum, bir de yazmak.Belgeseli yazmak.Hem yazıp, o dünyayı kurmak benim çok hoşuma giden,beni çok etkileyen bir durum.Ünlü olmak önemli bir şey değil benim için.Nebiliyim şöhretli insanlarla yan yana olmak önemli değil.Montaja gitmek önemli değil.Ben montajı hissederim.Seslendirmeye dediğimizde; kendi yazdıklarımı daha iyi seslendiririm.Ama ben başkasını seslendiremem.Mehmet Ali ERBİL diye bir adamın hayatını da seslendiremem.Ben hüzün adamıyım.Anti-kahramanlar vardır.Televizyonlarda yararlı işler yapmayı gayret eden bir adam değil. İşte böyle milletin pantolonunu indirme haberleriyle magazini olan hayatımızda olan bir adam.
    –“Masumiyet Çağı İnsanları” Kitabınızın önsözünde “hüzünle nostalji buldu beni hep ve ben hep hüzün-nostalji aradım, buldum.” Ve ben bunu okumadan öncede fazla Tv izlemem ama sizin belgesellerinizin arka fon müziklerin hep hüzünlü olduğu dikkatimi çekmişti.
    *Yan gel Osman on dönüm bostan.Memleket yanar iken, o kadar şehit var iken, o kadar acı var iken ülkemizde, dert sorun var iken, ben öyle çalgı-çengi yapamadım.O yüzden benim 30 yıllık yazım ve televizyon hayatımda hüzün beni buldu.aradım buldum.Ben hüznü anlatmasını seviyorum aslında.Aslında neşeli bir insanım, şakalaşan,gülen.Safranbolu’da Mesela Tarihi Çarşı’da sorun var iken, Safranbolu da eğlenemem.Eğlenen bir adamım tabi ki, ama tadı var.Ben sorunları anlatan birisiyim.Toplumsal olayları, toplumsal dertleri,toplumsal travmaları anlatmayı seçtim.İnsanlar çalgı-çengi yapsın,çarkıfelek oynasın beni ilgilendirmiyor, ben bunu seçtim diyorum.Ben Gazeteci kökenliyim.Gazeteci eleştirendir.Gazeteci olayları anlatmaz sadece,eleştirir, sorgular.
    –Aslında Yaşanan gündeme tarihten kayıtlar tutup geçmiş tarihe yardım ediyorsunuz değil mi?
  • Aynen. Ben şimdiki kuşaklara geçmişi anlatmaya görev bildim. Şimdiki kuşaklara aktarıcı olarak varım.Şimdi ki kuşaklar Sadri ALIŞIK’ı tanımıyor.10 yıl sonra Tarık AKAN’ı tanımayacaklar.Öğretmenlik taslamıyorum ama, böyle bir imkanım var.Bazen ekran imkanım,Sosyal medya,tweeter,instragam ve tanınmış bir insanım kendi alanımda.Yeni kuşaklar geliyor. Ben bu işe başladığımda doğmamış çocuklar şimdi yirmi bir yaşında. İlhan BERK,Tarik AKAN,Nazım HİKMET’i nasıl öğrenecekler.Sadece Enes KANTER miydi neydi youtuber onlarla mı yaşayacaklar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Hasan Aktaş 17 Eylül 2019 / 12:47 Cevapla

Aslı hanım sizin yazılarınızı merak ve beğeni ile takip ediyorum. Yazınızın başında biraz tükenmişlikten bahsetmişsiniz. Güneydoğu da gezerken bilge bir sanatkâr a denk geldim aslında bir çaylık vaktim var demişti en az 4 saat sohbet ettik kendisi cama soluk veriyordu han’da birde mozaik sanatçısı abla ile beraber oturduk kahveler çaylar içildi anlattıkları arasında bir hikaye yazınızı okurken aklıma geldi kendisi Neşet Ertaş’ın arkadaşı olurmuş ve şöyle dedi. Eğer Neşet dertlerinden sıkıntılarından beslenmeseydi yerel bir sanatçı olarak kalırdı. Aslında Nebil beyin söylemini de buna benzettim hepimizin sıçramak için dibe ayaklarımızın değmesi gerekiyor sanırım. Yazılarınızın devamını bekliyorum.

Ahmet 17 Eylül 2019 / 13:01 Cevapla

bana karışık bir söyleyişi gibi geldi. Nebi bey sade/yalın olanı sever bildiğim kadarı ile söyleyişi nerede başlamış nerede bitmiş ? ben anlamadım Aslı hanım

Erdal Erensoy 17 Eylül 2019 / 13:40 Cevapla

Yazilarinizi ilgiyle takip ediyorum Asli hanim. Bizler icin her zaman gundemin otesinde farkindalik olusturan haberleri kaleme almaya devam ediyorsunuz. Günlük magazinsel haberler yerine bilgi ve kültür dagarcigimiza hitap ettiginiz icin tesekkur ederim.

Aslı Eren