** – **
Sayılı günler çabuk geçer derler… Oruç ayını da, peşinden gelen Bayramı da huzur içinde kutlayıp bitirdik… Allah herkese sağlık sıhhat versin de nice bayramlar görmek nasip olsun… Biz de Karabük’teki görevlerimizi yapıp, kendimizi attık şehir dışına…
Evden çıkarken arabamın deposunu fulleyip “gittiği yere kadar” dedimdi… Benzin bitince gemiye, deniz bitince de uçağa atlayıp gidebildiğim kadar gidesim vardı… O niyetle de çıktık yola… Her türlü ulaşım aracını kullanmadan dönmem memleketime…
Telefonla arayanlar olursa da açmıyom zaten.. İlle de merak eden olursa, Kent Meydanındaki direğe ismi verilesi estetikli patronum Semih GÜLEN’i arayabilir… O biliyo mu nereye gittiğimi?? Yooo.. O da bilmiyo… Sadece ille de birini arayıp soracaksanız Semih GüLEN’e sorun. O da zaten “Bende bilmiyom” diyecek…
Sadece yazımdaki havayı koklayabilen varsa belki deniz havasını, su sesini almıştır diye düşünüyorum… Göl de olabilir aldığınız koku… Veya üzerinde gövel ördeklerin yüzdüğü nehir de… Yalnız karışıklık olmasın, burdaki ördekler yeşil başlı değil… Yine de bi güzellik yapıp beni merak edenlere Yavuz BİNGÖL’den “Yeşil ördek gibi daldım göllere / Sen düşürdün beni dilden dillere / Başım alıp gidem gurbet ellere / Ne sen beni unut ne de ben seni” türküsünü armağan ediyom…
** – **
YAŞAMA SEVİNCİNİ KAYBETMEDEN…
Siz bu satırları okurken söylemesi ayıp, tahta masayı suya atıp, yazıyom yazımı… Yağmur yağıyo diye, sol elimde şemsiye, sağ elim bilgisayarımda tek parmakla, okumaya hasret kalmış okurlarımı yazılarımdan mahrum bırakmıyom…
Yıllarca hep gıcık olurdum ulusal basın köşe yazılarına… Hemen hemen hepsi de “Yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağım için yazılarıma 1 ay ara veriyorum” derdi… Gören bakanda yıllık izin de tarla da arpa buğday ekip biçiyo sanır… Alırsın eline bilgisayarı yazarsın… Hiç mi okura saygın yok… Birde bana bak… Maşşallah deyin… Yönetmen sandalyeme oturmuş suyun ortasında okurlarımla başbaşayım… Yan tarafa da attım oltamı… Balık vurursa, akşama balıkta hazır… Eşim çok emin balık yakalayacağıma… Şimdiden kıyıda güneş şemsiyesinin altında ateş yakmaya başladı… İşte bu özgüvendir… Bizde bilirdik küfecilerin yaptığı gibi salaş ortamlarda balık yemeyi… Ama hayat bi macera ise bizde bu macerayı yaşarız… Yaşamaya da Kasım ayından itibaren and içtik… İnadına yaşamak nasılmış hep beraber göreceğiz…
YENİ BAŞLADIK…
Sanmayın ki bu adam tatilde, şimdi memleketin sorunlarıyla falan kim uğraşacak?… Rahat olunnn. Hepsine yetişecek kapasitem var… Hem Türkiye’nin dış politikasına, hem ülke içindeki siyasi gelişmelere çok yakınım… Çok fazla tüyo vermeyecem ama bu Nisan ayı biraz hareketli geçecek iç ve dış politika olarak… Hepsine vakıfım… Hem tatilimi yapıp, hem de memleketimin her derdiyle dertlenecek fıtratım var… Günü gelince hepsi ile ilgili okurlarıma derinnn bilgi paylaşımları yapacam elbette bende.. Beni gazetemizin diğer yazarları ile karıştırmayın… Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır…
Ayrıca da daha tatil programlarıma yeni başladım… Araştırmacı, soruşturmacı, bir o kadar da haşin bakışlı köşe yazarı olarak bu sene kendime geniş bi tatil programı yaptım… 2’si yurt dışı, 3’ü yurt içi… Biraz Ege, biraz Güneydoğu, biraz Karadeniz… Araya bi Balkan turu, final Avrupa’da… Çoğu dostlarla berber… Seviyorum sorgusuz sualsiz “Titrettin varsa, bende orda olurum” diyen dostları… Onlarla beraber, ne gezmelerden eksik kalırım, nede yazılarımdan… O yüzden rahat olun…
HOPPPP İLK BALIKTA GELDİİİİ…
Vay vayyy vayyy… Oltaya gel oltayaaa… Nasılda vuruyo balık… Olta zangır zangır titriyo… Filyos’ta Günbatımı restoranındaki Haluk hocamın kulakları çınlasın… Kefal misin mübarek kefall… Sizde hemen gaza gelmeyin.. Kefalin mevsimi Mart ayıydı.. Nisan ayında çıksa çıksa kalkan çıkar, levrek çıkar, barbun çıkar… Bi 5 dakika müsaade edin de şu oltamı çekeyim…
Heyyy yavrummm kuzuuu kuzuuu… Yağmur altında bi elimde şemsiye, diğer elim bilgisayarda yazarken oltaya gelen kısmete bak sen… Kefal geldi kısmetimize… Kuyruk dahil 30 cm var nerden baksan… “Hanımmmm ateşi yellemeye devam et, bugün balığa doyacazzz”…
MİMOZA ÇİÇEĞİ SOLDU.. KUZEYİN HIRÇIN OĞLU’NDAN SAHNEDEN VEDA…
Bu arada yazımızın sonu gelmeden, son dönemlerin Karadeniz Türkülerini kendi hoş söz ve sesiyle bizlere aktaran Kuzeyin hırçın oğlu Volkan KONAK’ı anmış olalım. Bayramın birinci günü sahne aldığı yavru vatan Kuzey Kıbrıs’ta sevenlerine sahnesinden şarkılarını söylerken geçirdiği rahatsızlık sonucunda, Volkan KONAK’ı kaybettik… Sevenlerinin başı sağolsun… Mimoza Çiçeği şarkısı yıllarca dilime pelesenk olmuştu… Her ne kadar da dili biraz sivri ve bazı söylemleri bazı kesimler tarafından hoş karşılanmasa da, kendine has tarzıyla dinleyicisi çoktu… Yıllarca onun şarkı ve türküleri çalınıp söylenmeye devam edecek…
SON SÖZÜMÜZ KARDEMİR…
Bugün 3 Nisan… KARDEMİR A.Ş.’nin kuruluşunun 88. Yıldönümü… Başta fabrikanın temellerinin atılması talimatını veren ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, 3 Nisan’da Karabük’te temeli atan İsmet İNÖNÜ’ye, kuruluşundan bu güne kadar bu tesis için emek veren yönetici, idareci ve çalışanlarına kadar herkese binlerce şükranlarımızı sunuyoruz… Bizimde 15 yıl emek verdiğimiz, çalışma onuru duyduğumuz ülkemizin ve yöremizin güzide tesisi KARDEMİR A.Ş.’ye nice nice 88 yıllar diliyoruz…
Neyse bugünde bize ayrılan köşenin sonuna geldik… 3 evlek büyüklüğünde odam var ama gazete köşesinde bana ayrılan yer o kadarda çok değil… Şimdilik esen kalın… Pazartesi günü yeni yerlerden yeni yazımla karşınızda olacağım…
