Safranbolu’da Bir İlk

Son Güncelleme : 28 Eylül 2020 - 13:20

Felaketi Önleyen Çamlıca Ailesine Onur Ödülü Tevcih Edildi.

25 Temmuz 2020 cumartesi gecesi 00.30’da Dünya miras kenti Safranbolu’nun Çavuş mahallesinde çıkan yangında iki tarihi konak yanmıştı. Yanan otel Kadıoğlu Şehzade Konağı İle Bakırcılar evine bitişik komşu olan Çamlıca Ailesi ise emekli Tümgeneral Zafer Çamlıca’nın olağanüstü çabası ve gözetiminde Çavuş mahallesini bu felaketten kurtarmışlardı.

Her yıl eylül ayında düzenlene Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’nin ana temasını oluşturan “Kültürel Ve Korumacılık” bağlamında Çamlıca Ailesinin bu özverili ve duyarlı tarihsel mimari, kültürel, sosyal çevre korumacılığı festival organizasyon komitesince onur ödülüne layık görüldüğünden; 25-27 eylül 2020 tarihleri arasında gerçekleşen 21. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde Çamlıca Ailesinin 200 yıllık ve Sucu Ali Çamlıca Evi olarak bilinen ata mirası evlerinde plaket tevdi töreni düzenlendi.

Belediye ve Festival Organizasyon Komitesi Başkanı Mimar Elif Köse, plaket tevdi ve çakım töreninde Çamlıca ailesini kutladı ve hemşerileri adına Çamlıca Ailesi ile birlikte emeği geçen itfaiye örgütlerine minnet ve şükranlarını sundu. Sevinç, gurur ve gözyaşları içinde Safranbolu tarihinde böylece bir ilk vefa gösterebilmek takdir edilmek suretiyle gerçekleşmiş kent belleğine armağan edilmiş oldu.

Festival organizasyon komitesi danışmanı araştırmacı yazar Aytekin Aytekin’in; durum muhakemesi ve kriz yönetimi becerisini askeri deneyimleri doğrultusunda ata mirası en iyi evlat korur özdeyişiyle kanıtlayan emekli Tümgeneral Zafer Çamlıca ile gerçekleştirdiği söyleyişiyi paylaşıyoruz.   

“25 TEMMUZ 2020 Cumartesi günü evde eşim Ayşen Çamlıca, kızım Nur, damadım Mehmet, torunum Işık ŞENDEMİR ve ablam Saime BÜBER vardı. Ablam alt katta biz üst katta kalıyorduk.

Gece 00.30’da komşuların seslerini duyunca hemen evimizin çardağına çıktım. Perde kapalı olmasına rağmen yol tarafı kıpkızıl aydınlıktı. Perdeyi kaldırdığımda lokantanın üzerindeki sundurma ve lokantadan çıkan alevlerin neredeyse evimizin birinci katı hizasına yükseldiğini, bahçemizin duvarındaki tahta parmaklıkların yer yer tutuşmuş olduğunu gördüm.

Gördüğüm manzara karşısında yangına sebep olanlara öfke, devasa alevler karşısında çaresizlik, korku, üzüntü, endişe…. gibi karma karışık duygular içinde kaldım. Bu durum üç, beş saniye sürdü. Zaman soğukkanlı olma, tedbir alma zamanıydı çünkü.

Ablam Saime BÜBER o ilk anları şöyle anlatıyor. “Yatsı namazını kıldım, yatmak üzeredeydim. Sesler üzerine kapı yanındaki camdan dışarıya baktım. Samanlığımızın yanından yükselen alevleri ve samanlığımızın lokantaya bakan tarafının tutuştuğunu gördüm. Hemen diğer odaya koştum. Lokanta tarafından alevlerin hızla yayıldığı, komşumuz Ali Bey’in evine ulaştığı ve Ali Bey’in pencere kara kapaklarını tutuşturduğunu gördüm. Bir o odaya, bir öbür odaya koşmaya başladım.”

Hemen telefonla yangın ihbarında bulundum, evde bulunan aile fertlerine yangını haber verdim. Görünürde evimizin kurtulma şansı çok azdı. Hemen giyindim. Hanımlar ve çocuklar arka kapıdan evi terk ettiler. Yangının şekline bakılırsa normal olarak hepimizin hiçbir şey yapmadan evi terk etmesi gerekiyordu belki de.

Biz damadım Mehmet ŞENDEMİR ile hemen hayata indik, koşarak alt bahçemizde yangının olduğu yere indik. Alevler ne kadar korkunç olsa da, doğup büyüdüğüm her türlü anıların yaşandığı “Ata Mirası”‘nı kolay kolay teslim etmemek kararındaydım.

Yangın ilk aramızda sınır olan tahta parmaklıklar ve asmalarımızı ayakta tutan tahta direklerin, en tehlikelisi de samanlığımızın lokantaya bakan tarafının alev aldığını gördük.

Ben yangının evimize sirayet edebileceği en tehlikeli noktaları tesbit etmeye çalışırken Mehmet’den en üst bahçede olan dalgıç pompanın hortumunu hemen getirmesini istedim.

Rahmetli babam Ali ÇAMLICA, 1966 yılında bahçemize bir havuz yaptırdı. Babam; “Bu havuz gün gelir bu evi hatta, mahalleyi kurtarırır” derdi. Babamın sözü 54 yıl sonra gerçek oldu. Mekanı cennet, ruhu şad olsun.

O gece , havuzda bulunan dalgıç pompayı çalıştırdık, hortumu samanlığımızın yanmaya başlayan çatısına tuttum ve yanan kısmı söndürdük.

Sonra, Mehmet ile birlikte elimize büyükce birer kova aldık ve var gücümüzle, alev alan sınırdaki tahta parmaklık ve yanmaya başlayan asma direklerine su atmaya başladık ve söndürdük.

Sonra, yine tüm gücümüzle bahçemize bitişik olan açık lokanta bahçesinde yanan direkler ve malzemelerin üzerine su atmaya başladık. O kadar hızlı çalışıyorduk ki havuzun suyu 1/3 oranında boşaldı. Bu arada havuzun çeşmesini açıp bir taraftan havuzu yeniden doldurmaya başladık. Bir müddet sonra komşumuz Fatma DEMİR ve oğlu Mustafa geldi. Onlarda bizimle birlikte alevlere su atmaya başladılar.

Elektrik nedeniyle tehlikenin daha da büyümemesi için Mehmet ŞENDEMİR ilgili yerleri telefonla arayarak mahallenin elektriğini kestirdi.

Bu arada lokantanın bahçesindeki alevler nisbeten kontrol altına alındı ancak Ali beyin evinden alevler yükselmeye başladı. Bu kez bütün dikkatimizi Ali Bey’in evine verdik. Çünkü, bahçemizde bulunan, Ninem Huriye ÇAMLICA’nın 40 yıl önce diktiği ve hemen hemen 10 metreye ulaşan üç çam ağacı her an yanmaya başlayabilirdi. Yanan eve en yakın olan çam ağacı alev alması halinde çamların birbirini tutuşturması ve evimize en yakın olan çam ağacınında evimize yangını sıçratması işten bile değildi. Yanmakta olan eve en yakın olan çam ağacı mutlaka kesilmeliydi.

Evdeki balta ve nacakları mahallemizin gençleri (Halil IŞIK’ın oğlu Mustafa..)’ ya verdim. En yakın çamın yangına yakın olan dallarını kesmeye başladılar. Ancak bu yeterli olmayacaktı.

İtfaiyecilerin yol tarafından sesleri duyuluyordu. Ama kendileri maalesef bizim evimizden adeta haberdar bile değillerdi. Koşarak yola indim. İtfaiyecilerden birine İtfaiye Amiri Mehmet GÖKÇÜ’nün nerede olduğunu sordum. Henüz gelmedi dediler. İtfaiye erine “Siz sadece yol üzerinden çalışıyorsunuz. Civarda yanmak üzere evler olduğunu biliyormusunuz, itfaiye personeli ve yangın hortumu tahsis edemiyorsanız bari bana bir hızar makinesi verin” dedim. Hızar makinasını depoda bıraktık, burada yok dediler. Çok üzüldüm ve sinirlendim. O sırada yeğenlerim Mustafa ve Hatice’nin eş ve çocukları ile Bağlardan geldiklerini gördüm.

Onlara; “Ne yapın edin İtfaiyenin depodaki hızar makinesini getirin” dedim, ve koşarak yangın mahalline gittim.

Bir süre sonra yeğenim Mustafa bir itfaiye eri ve hızar makinesi ile geldi. Hemen eve en yakın çam ağacı kesildi. O arada yeğenim Hatice’nin eşi Mehmet KARADEMİR itfaiye personeli ile koordine ederek bizim eve bir hortum çektirdi. Bir itfaiye eri bizim samanlığın üzerinden evimizi soğutmaya, diğer iki çam ağacını ıslatmaya ve yanan evin çatısına su sıkmaya başladı. Soğutma işlemi yapılmaması halinde evimizin kara kapaklarının alev alması kaçınılmazdı.

Evimizin hanım ve çocukları bu esnada kayadibinden telefonun ışıklarından istifade ederek çarşıya inmişler ve Aşçı Ali’nin evine konuk olmuşlar.

Yangınla mücadele yaklaşık 4 saat sürdü. Sabaha karşı, komşu evlere sıçramayacak şekilde kontrol altına alındı. Ama maalesef komşularımıza ait iki ev büyük hasar gördü. Komşularımız ve Safranbolu adına çok üzgünüz.

Ancak, Atalarımızın yaptığı ve nesilden nesile emanet edilen bu evi ailece korumuş olmanın, gurur, onur ve sevincini yaşıyoruz.

Rahmetli Babam Ali ÇAMLICA’nın yaptırdığı havuzu ailece çok severdik, şimdi çok daha fazla seviyoruz. Havuzun adı bundan sonra “Kahraman Havuz”‘dur.

Hayatım boyunca Komutanlık yaptığım yerlerde, binlerce ağaç diktirdim, bahçemize bir çok ağaç diktim. Bu kez maalesef istemeye istemeye bir çam ağacını kestirmek zorunda kaldım. Kesilen çamın ismi “Gazi Çam”‘dır.

Benzeri felaketlerin Dünyada, ülkemizde ve Safranbolumuzda tekrar yaşanmamasını diliyorum.                                                                                              

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.