
Gelenekler kaybolabilir.
Bu böyledir.
Bazılarının yok olması bizi hüzünlendiriyor olabilir ama bu böyledir işte.
Zaman birçok gelenek,huy,adet bilmem ne,ne varsa yıkıp yömürüyor.
Yıkıp yömürme tamlamasını babamdan duyardım.
Yıkmak, dağıtmak anlamında bir deyim. Gerede havalisinde kullanılırmış.
Ben de az kullanmam hani. Çok dinledim ben babamı.
Bizim oralarda, yani benim büyüdüğüm mahallede Atatürk mahallesi’nde ,henüz terk edilmemişken meskenler, çokça aile hala oturuyor, komşuluk yapıyorken, annelerimiz ,ablalarımız kapı önlerinde çene çalarken, çocuklar 10-20 metrelik alanlarda plastik topla futbol oynarken Kurban bayramlarının alışılagelmiş bir adeti vardı.
Çoğunlukla danaya girilirdi.Şimdi de 7ortak dana olayı vardır da bu kez uzaklarda bir çiftlikte falan oluyor. Ortak ortağı tanımıyor.Orada görüyorsun, aaa hastaneden Orhan kardeş, hastanede göremiyoruz, Akörendeki besihanede bari hasret giderelim.
Koyun,keçi gibi küçükbaş hayvanlar az tercih edilirdi.
Kendini yediye saydıramayan gecikmiş komşuların tercihiydi koyun, keçi.
Onlar da arefe ya da bayramın ilk günü Cuma pazarı civarında ,hala tasını tarağını toplamamış hayvan satıcılarından alıp gelirlerdi.
Kurban bayramı namazı süreci çok da iyi geçmezdi.
Sıklıkla takıldığım camimizin hocası 15 yılda 30 bayram namazı kıldıysam aynı hutbeyi dinletip emekli oldu.
Hutbe şöyle başlardı : “Yeryüzündeki insanların kutsal saydıkları günleri, kutsal saydıkları mabetleri ,kutsal saydıkları vesaireleri vardır ,işte biz Müslümanların da kutsal günleri estaizü billah…. “ bayrama ait bir ayet okurdu.
Kurban bayramı sürecinin birinci gün sabahtan başlayıp ,namaz ve hutbe boyunca olgunlaşan, namaz bitimi eve dönüş yolunda patlayacak gibi olan kaygının nedeni , bahçemizde kurban edilmeyi bekleyen dananın kesilme süreciydi.
Kalp hastalığı münasebetiyle sadece talimat veren babacığım ( eski elbiselerini giymeyi ne çok severdi, üstünde hep demir- çelikten verilen kalın ceketimsi mont gibi bir şey hatırlıyorum, senede 1 kere giyilip , ardiyede bi yere sıkıştıyordu herhalde ki yeni giydiğinde geçen yıldan kalan toz toprak olurdu,demek yıkanmamış) dananın yıkım işini abime ve bana havale eder, olay sırasında kasap elini sıcak sudan soğuk suya sürmez, sadece keserdi.
Üstümüz başımız kemre olur, bazen boynuz ve ayak darbeleriyle oramız buramız yaralanırdı. Hayvanla göz göze gelmemeye özen gösterirdim .O ayrı bi mesele

Kurban ortaklarımız ya işinde ya aşında ya uyuyor olurdu.
Kesim ve paylaşım esnasında yoklar diye, akıllarına bi şey gelmesin diye bölüşüm sonrası en kral parçalar gelmeyenlerin olurdu.
Sonra bu adet bitti.Eve dana alıp 7 ortak bulma adeti.
Zamanın bu adeti yıkıp yömürdüğü iyi oldu.
Babamın danaya uygun ortak bulamadığı ve de dana alamadığı en son 3-5 bayramda, namazı ve hutbeyi huzur içinde icra ettim. Hutbe aynıydı :
“Yeryüzündeki insanların kutsal saydıkları günleri, kutsal saydıkları mabetleri …”